haketmek

30F’ydi koltuğu. Pencere kenarı. Tuvaletin yanı sanmıştı. Uçakta giderim diye düşündü. Çişi vardı. Uçak da saatinden geç kalkmıştı. Üstelik 40 sıra vardı. Bolca yorgun. Hafif sersem. Biraz da enayi.

Kafasını dayadığı plastikte çokça şey düşündü. Bazen İngilizce yazmak geliyordu içinden. Bazen gözlerini kapatmak.

“There are some times in a man’s life that define his character,” diye düşündü. Sonra da, bu cümleden bile kalırmış gibi hissetti.

Aklına kazıdığı birkaç sahneyi kafasında çevirip durdu. Bu kadar güzel beklemiyordu. Biraz sıkkındı. Durgundu. Saçlarıyla oynarken, telefon kulağında; biraz stresliydi.

Uçağın ışıkları söndü. Aşağıda kocaman bir şehir var. Yaşayan. Işıklar altında ne kadar sanatsal gözüküyor.

İhtimaller, göz kapaklarım, trigonometri ve ben çok iyi anlaşamıyoruz. Delirmek, özümün baz paketinde sunulan en teknolojik özelliklerinden biri. Oğuz’la sohbet etmek isterdim. Sığınacak bir albayım bile yok. Kendimle yüzleşmek zorundayım.

Sevgili kendim,
kendine yazık etme demeye dilim varmıyor.
Hak ettin.