beni kurtar


birini son görüşümüz ya da hiç görüşümüz olduğunun hiç farkında olmadan geçirdiğimiz anlar kümesinde gözyaşlarımız kirpiklerimizin arasını zorlarken ve bazen ufacık bir an için başarılı bile olurken yıkık hayatımda saf bir çocukmuşçasına umut hayalleri kurarken belki de kocaman bir boşlukla, evet hiç süsü olmayan, kelime grubu / tamlaması / zincirlemesi olmadan, bomboş bir boşlukla ölüp gideceğim bu hayattan. inanın hiç böyle hayal etmemiştim bu yaşlarımı, ve gözyaşlarımı. ya da inanmayın. siz bilirsiniz. ben çoğu şeyi bilmiyorum. ama insan doluyor be bazen. dayak yemek istiyorum mesela. ya da atabilmek, eğer öyle bir kabiliyetim varsa. vicdan? şimdi uyuyacağım, ya da çalışacağım. son 3 gündür 2-3 saat uyku ile biten günleri yarın en azından 6 saat uyku ile karşılamak istiyorum. çenem yastığıma gömüldü. ellerim ne yazık ki kalemimde değil. teknoloji çağı işte. yine de yüzyıllardır süregelen duyguların en kuvvetlilerini insanlık tarihinin devamında da tozlu rafları doldursun diye içimde taşıyorum, üzülüyorum. sonuçta üzülmek, ayşegül, ahmet kayanın aklına öptüğü kızların gelmesi gibi bir şey. üstelik 3 kişiyken, ve şehirlere bombalar yağarken, ve o malum işi yaparlarken, ve üstelik müjgan ile ağlaşırken. anlamadın di mi? ben de anlamıyorum çoğu zaman. ama kendi kendime geliştirdiğim bir savunma mekanizması sanırım bu, kabul ediyorum. ya da zayıflık göstergesi. mücadeleden kaçış, kavgadan kayboluş, ama dayak atmak istiyordum oysa, ya da yemek. belki de karnım acıktı. bugün çok yemedim. albayım diyordu, albayım, ben bu hayat gayesinde çok başarısız oldum. beni gazinoya kapatın. neden evladım dedi albay. olmuyor albayım. ne doğru düzgün gülebiliyorum ne de doğru düzgün ağlayabiliyorum. hep bir yarımlık. hayat bunun adı zaten be evladım. evlat? evlat tabi ya. hiç girme albayım. peki evladım. albayım?! efendim evladım? tamam albayım tamam. ah be müjgan, ah be ahmet abi, ah be yorgun demokrat ve niceleri, sarı zeybek, ruhumda kocaman bir hiç var. beni kurtar.